Yağmurlu havaların romantizmi körüklediği bir yere kadar doğru olsa da söz
konusu romantizmin ötesine geçip cinsellik olunca yağmurlu, bulutlu havaların
etkisi tersine işliyor. Özellikle sonbaharla birlikte başlayan depresyon
eğilimi, melankoli ve hüzün çiftlerin seks yaşamını da olumsuz etkiliyor.
Yazın sıcak günlerini geride bıraktık. Güneşin hormonlarımıza olan etkisi
tıpkı güneşin gökyüzündeki etkinliği gibi azalmış durumda. Güneş bizden elini
eteğini çektikçe daha çok hüzünleniyor, daha az hareket ediyor ve daha az
sevişiyoruz.
Yaz aşklarının yavaş yavaş noktalanması da hemen hemen sonbaharın bu ikinci
ayına denk geliyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, boşanma oranlarında da
sonbaharda bir artış sözkonusu. Tatil sırasında havuzbaşında, kumsalda ya da
sabaha dek süren beach partilerde başlayan aşkların büyük bir bölümü, sonbaharın
hüzün veren etkisine pek fazla dayanamadan sonlanıyor.
İçinizden bazı istisnalar, yaz aşklarını bir ömür boyu devam ettirmeyi
başarabilirler. Ancak bu, büyük çoğunluğun kötü kaderini değiştirmeye
yetemeyecek kadar istisnai bir durum. Dolayısıyla onlar bu bahsettiğimiz yaz
aşklarına ya da sonbaharla birlikte aşk hayatları sekteye uğrayan şanssızlar
grubuna girmiyor.
Sonbaharla birlikte düşüşe geçen seks yaşamında elbette ki yalnızca doğal
enerji kaynağı olan güneşin etkisi yok. Renklerin de insan psikolojisi ve iç
salgılarımızda tahminimizden çok daha büyük etkisi var. Kırmızı, yeşil, turuncu
gibi sıcak yaz renlerinden toprak tonlarına, beje, griye ve siyaha uzandıkça;
metabolizmamızda da bir yavaşlama meydana geliyor.
İşte tam da bu dönemde içimizdeki kıpırtıyı biraz olsun hissetmek için
kırmızı iç çamaşırlarına ihtiyaç duyuyoruz. İyisi mi bugüne kadar kırmızı ya da
bordo iç çamaşırı giymemiş olsanız bile, sonbahar ve kışa inat en az bir tane
canlı ve kışkırtıcı tonlarda iç çamaşırı edinin.